TARİHÇE
|
|
Galata Köprüsü,
II. Abdülhamit tarafından İstanbul'da Haliç üzerine yaptırılmış olan, Karaköy'le
Eminönü'nü birleştiren köprü.
Tarih boyunca Haliç'in iki yakasını Galata köprüleri birleştirmiştir. Bizans
tarihçileri, Haliç üzerindeki ilk köprünün I. Justinianus (altıncı yüzyıl)
devrinde yapıldığını, adının 'Aghios Khalinikos Köprüsü' olduğunu yazar. Yeri
tam olarak bilinmemekle birlikte, 12 kemerden oluşan bu taş köprünün
Eyüp-Sütlüce arasında olduğu tahmin edilmektedir.
Fatih Sultan Mehmet de İstanbul'un fethi sırasında Haliç'e bir köprü
yaptırmıştır. Demir halkalarla birbirine bağlanmış ve üzerine kalın kalaslar
çakılmış dev fıçılardan oluşan bu köprü Ayvansaray-Kasımpaşa arasında idi.
Nişancı Mehmet Paşa bu köprünün fıçılardan değil, yan yana demirlenmiş ve
kirişlerle birbirine bağlanmış gemilerden oluştuğunu söyler.
KÖPRÜNÜN TARİHÇESİ:
Galata Köprüsü için ilk girişim II. Beyazıt döneminde yapıldı. Leonardo da
Vinci, padişahla temasa geçerek bir Haliç Köprüsü tasarımı sundu.
Gerçekleştirilmesi teknik olarak imkansız görülen bu tasarımın üzerinden 350 yıl
geçtikten sonra ilk Galata Köprüsü, 1845 yılında, Sultan Abdülmecid zamanında
annesi Bezm-i Alem Valide Sultan tarafından yaptırıldı.
Köprüye 'Cisr-i Cedid', 'Valide Köprüsü', 'Yeni Köprü', 'Büyük Köprü', 'Yeni
Cami Köprüsü', 'Güvercinli Köprü' adları takılmıştı. Günümüzde yalnızca Galata
Köprüsü olarak bilinmektedir. 1863, 1875 ve 1912 yıllarında yenilenen Galata
Köprüsü, 1912'de açılan son köprü, 1992'de yandı. Yanan köprü onarıldıktan sonra
Balat-Hasköy arasına yerleştirildi ve Karaköy-Eminönü arasındaki eski köprü
yerine modern bir köprü yapıldı.
En eski kayıtlara göre,Altın Boynuz üzerine köprü M.Ö. 6. yüzyılda büyük
Jüstinyanüs tarafından yapıldı. 1453'te Konstantinepol düştüğünde Türkler,
gemilerini yanyana birleştirerek mobil bir köprü meydana getirdiler ve onu
ordularını Altın Boynuz'un bir tarafından, diğer tarafına geçişte kullandılar.
1502-1503 yıllarında bölgeye ilk köprü yapma planları konuşuluyordu. Sultan
II.Beyazıd, Leonardo da Vinci'den bir dizayn istedi. Altın Boynuz için
hazırlanan köprü tek açıklıklı 240 metre uzunluğunda ve 24 metre genişliğinde
idi.Eğer yapılsaydı dünyadaki en uzun köprü olacaktı.
Maalesef istekli dizayn
padişahın onayını karşılayamadı. Diğer İtalyan
sanatçısı Mikelancelo İstanbul'a
köprü için davet edildi. Mikelancelo bu teklifi ret etti.Altın Boynuz'a karşıdan
karşıya köprü yapma düşüncesi 19. yüzyıl'a kadar rafa kaldırılıyordu.
Nargile'nin Tarihi
İnsanoğlu ilk olarak milattan önce keşfetti tütünü... İbadet amacıyla yaktıkları
tütün yapraklarının verdiği keyfi fark eden insanlar, o günden beri onu
hayatlarında vazgeçilmez kıldı. Tütün, tarih boyunca çeşitli medeniyetler
tarafından şekillendirildi. Pipo oldu, puro oldu, sigara oldu, ağızlarda
çiğnendi. Ancak hiçbir şekil, tütün ile nargile kadar bütünleşmedi.
Hindistancevizi'nin dışındaki tütün benzeri tabakayı yakan ve cevizin içine
soktukları kamışla keyif yapan Hintliler, asırlar sürecek olan nargile
geleneğini de başlatmış oldular. Nargile, aradan geçen yüzyıllar sonunda bir
kültür haline dönüştü. Dede torununa miras bırakacak kadar değer verdi
nargilesine... Kimi zaman sultanların başucunda yerini aldı, kimi zaman ise hak
ettiği ilgiden mahrum bırakıldı. Nargile ve nargile çevresinde oluşan göz
kamaştırıcı kültür, bugün yine o ihtişamlı günlerine yeniden dönmenin
hazırlığını yapıyor. Tütüne sihir katan kültür, gün geçtikçe daha fazla ilgi,
sevgi görmeye devam ediyor.
Doğu kültürünün önemli bir parçası olan nargilenin ismi Farsça'da
'Hindistancevizi' anlamına gelen "nargil" kelimesinden geliyor. Araplarca
"şişa", İranlilarca ise "kalyan" olarak adlandırılan nargilenin ilk örnekleri
Hindistan'da ortaya çıktı. Hindistancevizinin içi boşaltıldıktan sonra kabuğuna
bir kamış sokularak yapılan ilk nargile, hintkeneviri tüketimine yeni bir boyut
katarken, hindistancevizi ise zamanla yerini kabağa bıraktı. Gün geçtikçe
yaygınlaşmasının ardından da porselen ve bronz gövdeli nargileler ortaya çıktı
ve bunları çini, gümüş ve cam gövdeli nargileler izledi.
Önce İranlilar, sonra Araplar arasında yaygınlaştı.
Araştırmacıların 'sohbet medeniyeti' diye tanımladığı Osmanlı ise tütünü
tanıdığı 16. y.y dan bu yana nargileyi içine çekip, dumanını göğe savuruyor.
Muhabbet erbablarının vazgeçilmez dostu nargile, bu misyonunu günümüzde de
hiçbir şey yitirmeden sürdürüyor. Çünkü tiryakilere göre tek başına nargile
içmenin hiçbir anlamı yok! Bu nedenle nargile kahveleri hâlâ en koyu sohbetlerin
başlıca mekanı olma özelliğini koruyor.